Çok mu Hassas, Yoksa Çok mu Yüklenmiş?

Bazı çocuklara “fazla hassas” deniyor.

“Fazla” tepki veriyor.

“Fazla” ağlıyor.

“Fazla” alınıyor.

Biz çoğu zaman o tepki anını görüyoruz. O ana kadar taşınanı göremeyebiliyoruz.

Oysa bazen çocuklar fazla hassas değil de fazla yüklenmiş olabilirler.

Bugünün çocukları çok yoğun bir akışın içinde büyüyorlar. Görüntü çok. Ses çok. Geçiş çok. Hız çok. Dikkatleri gün içinde defalarca bölünüyor. Henüz bir şeyi tam sindiremeden bir sonrakine geçiyorlar.

Sinir sistemi buna uyum sağlıyor elbette. Ama uyum sağlamak, etkilenmemek anlamına gelmiyor.

Bazen çocuk gün boyunca o kadar çok şey taşır ki, dışarıdan küçük görünen bir şey içeride bardağı taşıran son damla gibi olur.

Ekran süresi bittikten sonra gelen öfke. Okuldan sonra yükselen huzursuzluk. Her şey yolundaymış gibi görünürken bir anda gelen taşma hali.

Bunlar çoğu zaman ‘istenmeyen’ davranışlar listesinde yerini alsa da bazen yalnızca yorulmuş, fazlaca yüklenmiş bir sinir sisteminin dilidir.

Bugünün çocuklarının önceki nesillere göre duygular hakkında daha çok kelime biliyor olması annebabaları bazen yanıltabiliyor. Ancak duygularına isim verebilmeleri, o duyguları düzenleyebildikleri anlamına gelmiyor.

Çocuğunuz “sinirlendim” diyebilir.

“Üzüldüm” diyebilir.

“Endişelendim” diyebilir.

Ama ne hissettiğini biliyor olmakla, o his geldiğinde ne yapacağını bilmek aynı şey değil.

Çocuğunuz gün içinde bir noktada taşmışken, artık “daha fazla taşıyamıyorum” derken, ilk ihtiyacı çoğu zaman mantıklı bir açıklama duymak olmuyor. TEMAS oluyor.

Sakin bir ses.

Daha az kelime.

Telaş etmeyen bir yüz.

Yavaşlamış bir beden.

Çocuklar önce bizim ne söylediğimizden çok, nasıl olduğumuzdan etkileniyorlar.

Biz hızlandığımızda onlar da hızlanıyor. Biz gerildiğimizde onlar da geriliyor. Biz odaya aceleyle girdiğimizde, onların bedeni de o aceleyi hissedebiliyor.

Bu yüzden bazen asıl soru “Çocuğumu nasıl sakinleştirebilirim?” olmaktan çıkıyor.

“Ben şu anda ne kadar hızlandım?” olabiliyor.

Bir annebaba hızlandığını önce kendi bedenine bakarak fark edebilir.

Nefesini tutuyorsa, omuzları gerildiyse, bedeninde bir sıkışma varsa…Belki de tam orada, bir şey söylemeden önce biraz durması gerekiyordur.

Nefes almayı hatırlamaya. Omuzlarını gevşetmeye. Sesini alçaltmaya. Çocuğunun karşısına biraz daha sakinleşmiş bir bedenle geçmeye ihtiyaç duyuyordur.

Çünkü yavaşlık da bulaşır. Tıpkı telaş gibi.

Bazen çocuk için en düzenleyici şey, daha doğru cümleler değil; daha az uyaran, daha az soru ve daha yavaş bir tempodur.

Ev bu yüzden çocuklar için günün yükünün bırakılabildiği bir yer olabilmeli. Performans beklenen bir yer olmak yerine kendini bırakmanın ve yeniden denge bulmanın mümkün olduğu bir yer.

Belki de bugünün çocuklarını en çok yoran şey yalnızca dış dünyanın hızlı olması değildir. O hızdan sonra evde de yavaşlayamamalarıdır.

Haftaya görüşmek üzere.

Sevgiyle,

Yeşim

Reply

or to participate.